Selanik şarkıları

İki şehir vardı Ege kıyılarında, kaderleri birbirine benzerdi bu şehirlerin. Kuvvetli bağ kurdukları halklarından edilmişti ikisi de, ama o bağ kopmamıştı yine de. Biri Ege’nin doğu yakasındaydı, adı İzmir’di. Bugün Türk şehri olsa da geçmiş halklarından olan Rumlarla bağı şarkılarda devam ediyordu hâlâ. Bazı Rumlar için ata toprağıydı İzmir, nasıl kopsun ki bağ. Şimdi Ege’nin diğer yakasındaki o torunlar İzmir’in mübadil şarkılarını söylüyordu tavernalarda.  

Şehirlerden diğeri ise Ege’nin kuzey kıyılarındaydı. İskender zamanından beri Selanik denilirdi oraya. Asırlar geçtikçe her yeni doğan dinden insanları kendine çekmiş, milletleri karmıştı bağrında, Selanikli olmuştu hepsi… 19.asrın sonlarına gelmişti vakit. Halkından Museviler rıhtımda oturmuş, gemileri gözler, Rumlarsa heybetli Olimpos’a bakıp ‘ah’ çekerdi. Türkler kulenin dibinde yaslanmış tütün tüttürürdü Ege’ye doğru, Bulgarlarsa şehri kolaçan ederdi. Geceleri mehtapta, bir olup şarkı söylerdi tüm Selanikliler. Şehrin o şen sedası Makedon semalarını aşar, uzaklara gider duyulmaz olurdu, ruhun derinliklerinde hissedilirdi artık.

Zor, acı günler geliyordu ama bu şehre. Mehtaplı gecelerde söylenen o asırlık şarkılar son bulacaktı çok geçmeden, anı olarak kalacaktı bu günler hafızalarda. İsmi Selanik olarak kalacaktı belki ama ruhu kararacaktı şehrin. Kimse bilmiyordu, bilemiyordu nereye böyle demekten başka; bi’çare bekleşir olmuşlardı rıhtımda. Dönemin devletluleri çare bulmuştu nihayetinde. Savaş ve sonrasında göçtü çözüm.

Selanik içinde selam okunur

Selamın sedası bre dostlar, cana dokunur

selanik-beyaz-kule-eski
Beyaz Kule

Çok geçmeden Selanik’in, asırların o kozmopolit şehrinin o günleri bir not olarak düşecekti tarihin kederli sayfalarına. Artık yoktu öyle bir şehir ruhen, bırakılmamıştı bugüne. Ne yağmalar görmüş, defalarca tarumar edilmişti belki tarihinde. Ama ruhuna bu denli kastedilmemişti. Halkından ediliyordu şehir, asırlarca işlenmiş kimliğinden… Öyle bi an geldi ki; Bulgarlar gerilere, Rodop sırtlarına gitti mecburen; Musevilerse rıhtımdaki gemilere binip yol aldı, vaktiyle gemilerle geldikleri bu şehirden.

Türkler ise tütün yetiştiremeyecekti artık, tarlaları onlarsız kalıyordu. Evinden, yurdundan oluyordu binlerce aile. Selanik, bir hatıra olarak kalacaktı Türklerde, asır geçse de unutmayacaklardı memleketlerini. Unutulmazdı zaten, Yunanların İzmir’i unutamadıkları gibi unutulmazdı burası da Türkler için. Ondandır, kaderleri de kederleri de benzer bu iki şehre, iki yakada onlarca türkünün yakılması.

Aman ölüm zalim ölüm, üç gün ara ver

Al başımdan bu sevdayı, götür yare ver  

Yaradır Türklerin kalbinde Selanik, hâlâ kulaklardadır Osmanlı kulesinin dibinde söylenen o şarkılar. En bilinenlerinden biri yukarıda iki parça halinde yazdığım türküdür herhalde; ‘çalın davulları’ diye bildiğimiz Selanik Türküsü. Tolga Çandar’dan Zara’ya kadar defalarca söylenmiş, ne söyleyen ne dinleyen usanmamış bu türküden. Usanılmaz zaten, hatıralardan, kopup geldiğin topraklardan usanılmaz.

Bir fırtına tuttu bizi

Bu yakadan, Anadolu’dan göğe yükselen başka bir Selanik türküsü daha var, hatırlardan düşmez o da. Ata toprağını mazide bırakmayı anlatır gibidir, sözleriyle hadisenin habercisidir sanki bu türkü.

Bir fırtına tuttu bizi, deryaya kardı

Deryaya karılıp denizin öte yakasına düşmüştü şehrin Türk ahalisi, Anadolu topraklarına. Bundandır, sorsan çoğu Selanik göçmeni şimdi bu coğrafyanın. Bandırma’dan Samsun’a kadar ‘Selanikliyim’ der nerdeyse tüm Anadolu halkı. Öyle tutkudur ki bu şehir, oradan göçmeyen, tanımayan da vatanıymış gibi sever burayı, düşler her daim… Bir asır geçse de ne şehir, ne de şehre yakılan türküler unutulmamıştır işte, tıpkı ‘bir fırtına tuttu bizi’ türküsü gibi. Defalarca yorumlanmış, onlarca sanatçının sesiyle kulaklara çalınmıştır.

Selanik yöresinden çıkmış çok sayıda şarkı var bugün Türkçe’de. Bazılarına radyolarda her gün denk gelsek de bazılarının bilinirliği biraz daha azalmış vakitle. Yine de Selanik türkülerinin hâlâ duygulara hitap ettiğini fark etmiş olmalı ki, yakın tarihte Kültür ve Turizm Bakanlığı Selanik Türküleri adında bir albüm hazırlamış, şehrin Türkçe şarkılarını derlemişti. Bu albümde de yer alan ve çoğumuzun yakından bildiği bir Selanik şarkısı daha var, bülbülüm altın kafeste. Melihat Gülses’ten dinlemeye alışık olsam da yıllar boyunca birçok ses sanatçısı tarafından yorumlanmış, albümlerde yerini almıştı bu şarkı da, tıpkı diğerleri gibi.

Ben feleğe neylemişim

Beni her bahar ağlatır

Hâsılı, Selanik Anadolu’nun şarkısıdır dillerde, düşüdür hafızalarda…

İzmir’in mübadil şarkılarını da yazmıştım. Buradan bak istersen

İzmir’in mübadil şarkıları

‘Kozmopolit Smyrna bir Yunan şehri değildi, fakat Osmanlı’nın İzmir’i de bir Türk şehri değildi’ der Herve Georgelin. Georgelin’in Smyrna’nın Sonu kitabında İzmir’in kozmopolit geçmişine dem vurarak kurduğu bu cümle, bize bu şehrin aynı zamanda bir Yunan şehri olduğunu da fısıldıyordu kelimelerin arasından. Diğer milletleri yok saymak değil burada bahsettiğim, Yunan’ın İzmir’e olan samimi bağı.

Şehir, bağrındaki milletlerin her biri için ayrı bir deryadır nihayetinde; ama hüzünleriyle, sevinçleriyle yoğuranlar için artık yuva olmuştur orası. Hele elden avuçtan çıkmış, kaybedilmişse bağrından kopan bir parçaya dönüşmüştür. Bunu belki de en güzel türküler anlatır bize. Belki unutulmak istenen yine de özlemle yâd edilen geçmişi en yalın onlar gösterir.

Mübadeleyle Anadolu’dan kopan Rum için İzmir bir nevi böyledir. Bir yuvadır. Kaybedilmiş ama unutulmamış. Şehir, bazen hatırlanan aşk olmuş, bazense trajedi olmuştur. Ama hep şarkı olmuştur. Muammer Ketencoğlu, İzmir şarkılarından oluşan bir albümle bundan bahsediyordu bize:  İzmir Hatırası albümü, 1922 öncesi İzmir’ine kısa bir yolculuk. Ancak bu yolculukta, o dönemde sokaklarında yankılanmış onlarca dilden yalnız üçünün şarkılarını duyacaksınız.

Türkülerde İzmir dediğimizde bugün, Kalenin bedenleri, İzmir’in kavakları gibi çok sayıda eser düşer bizim dillere hemen. Türkçe dinlediğimiz bu eserlerin ve daha nicesinin Yunanca versiyonu da var elbette. Lâkin Ege’nin iki yakasında da yaşayan bu ortak şarkıların haricinde bir de Türkiye’de pek bilinmeyen ama karşı yakada manası olan şarkılar var, rembetikolar. Rumların geride bıraktıkları memleketlerini yâd ettikleri müzik türü olarak özetleyebiliriz rembetikoyu.

Mesela Yunanistan’ın güçlü seslerinden Haris Aleksiou ile Yorgo Dalaras yıllar önce böyle bir çalışma yaparak, Anadolu’dan Yunan illerine gönderilen Rumların türkülerine kulak vermişlerdi. Artık Türkiye’de bilinmeyen çok sayıda eseri derlemiş, kaybedilen geçmişi seslendirmişlerdi Mikra Asia (Küçük Asya) ismini koydukları albümlerinde. İzmir’e hitaben söylenen şarkılar arasında hafızamda kalıcı olanlardan biri, sözleri ve bestesiyle İzmir Şarkıları isimli parça olmuştu.

İzmir şarkılarını söylemeyi ve gözyaşı dökmeyi kim sana öğretti, kalbimin çiçeği?

İzmir Şarkıları’na ait bu sözleri günümüzde en içten seslendirenlerden biri de Yunan müzisyen Pantelis Thalassinos’tur herhalde.

marika
Marika Papagika

Manaki Mu, ne gam!

Küçük Asya’ya özgü hikayelerle dolu bu şarkılardan bahsedeceksek eğer, akla gelmesi gereken ilk isimlerden biri elbette Marika Papagika olacaktır. 1920li yıllarda kayda geçirdiği rembetikoların arasında çok sayıda İzmir şarkısını (Smyrneika) da bugünlere ulaştıran güçlü sestir o.

Marika Papagika’nın kaydettiklerinden biri olan ve İzmir’e ait şarkılar arasında belki de yüreğe en dokunanı da Manaki Mu‘dur (Anacığım) kanımca.  Dilini anlamasak da, dinlerken Yavuz Turgul’un Gönül Yarası’nda geçen şu sözün gerçekliğini hatırlatır bize her defasında; bu türküye ağlamak için o dili bilmek mi gerek?

Kardeş Türküler de iyi edip Hemâvâz albümlerine almışlardı şarkıyı. Söyledikleri şu Türkçe kısım ise 1920li zamanın kederli halini derinden yansıtmıştı satırlara;

Alevlerin etrafında fırdolayı dönen zeybekler, 
Devran döner, yol suyun öteki yanına düşerse, 
Ne gam! 
O vakit, sesler iki yakadan kucaklaşır,  gölgeler selamlaşır.

Marika Papagika’nın kaydından sonra birçok Yunan şarkıcının repertuarına aldığı bir Smyrneika daha var; Bornovalı. Bornova’dan Yunanistan’a göç etmiş bir sevgiliye hitap ediliyor bu şarkıda; Oyna Bornovalı’m, haydi maziyi analım. Bornovalı, bugün en bilindik İzmir şarkılarından biri olarak söylenmeye devam ediyor.  

Rembetikoyu tanımlarken şöyle der İsmail Keskin bir yazıda: Rembetiko, Anadolu’dan Yunanistan’a sürülen ilk mültecidir. To Dervisaki parçası da ismiyle müsemma dönemin bu vaziyetini anlatıyor gibi; mülteci, çaresiz belki de mübadil.  En son Türkiye’de Çiğdem Aslan’ın albümüne alarak seslendirdiği to Dervisaki, ilk olarak 1930lu yıllarda İstanbullu Kostas Karipis tarafından kayıtlara geçirilmiş. 1950li yıllarda Markos Melkon tarafından plağa kaydedilmiş ve şarkının bilinirliği gün geçtikçe artmış.

İzmir’den Hollywood’a bir Mısırlı

Bazı şarkıların ise yolu İzmir’den geçmiştir. Dünyada Mısırlou olarak bilinen şarkı gibi. Mısırlı genç bir kıza hitaben yazılmış aşk şarkısı, İzmir’den Yunanistan’a göç eden Rumlarla birlikte tavernalarda rembetiko olarak söylenmeye başlamış önce. 1927 yılında Atina’da Tetos Demetriades tarafından plağa kaydedilen şarkı, o tarihten sonra farklı dillere çevrilmiş, bazense sözleri değiştirilip yeniden yorumlanmış.  Arapça, İngilizce, İbranice, Fransızca gibi dillerde dinleyicisi olan şarkıyı Türkiye’de de Zeki Müren, sözleri değişmiş bir biçimde Yaralı Gönül olarak hafızalarımıza kaydetmişti. 90lı yıllarda Pulp Fiction filminde kullanıldıktan sonra ise müziğin dünya çapında bilinirliği artmıştı.

2
Rembetiko filminden

Ege’nin iki yakasında da İzmir’e dökülen mısraları, bestelenen şarkıları bir yazıya sığdırmak zor elbette. Rumca şarkıların bir kısmını anmaktı gaye zaten. Dinlemek isteyenler içinse güzel İzmir şarkılarının listesi uzar gider, Smyrneika Minore, Smyrni mana kegete, Tzivaeri gibi…

Burada Kostas Ferris’in Rembetiko filmini anmalı bir de. 1983 yapımı film, başlı başına bu konuya yoğunlaşmış bir eser. İzmir’den ve Küçük Asya’nın diğer şehirlerinden mübadeleyle Yunanistan’a varan Rumların hayatları rembetiko üzerinden beyaz perdeye yansıtılmış. İzmir’e de dem vuran birçok şarkı dile geliyor filmin birçok sahnesinde.

Nihayetinde İzmir, göğünde geçmişin notalarının uçuştuğu bir şehir hâlâ.

Gezgin dergisinde yayınlanmıştır.