6 Şubat depreminden bir müddet sonra İzmir’e gittik. Alaçatı’daki otellerin çoğu gönüllü olarak kapılarını depremzedelere açmıştı. Orada bir otele yerleştirdiler bizi. Yanımızda hiçbir şey yok. Markete gittim, marketlerde özellikle çocuk reyonları boştu (bez vs.). Şaşırdım.
Orada epey kaldık. Nice dostluklar edindik. Efeler diyarı Ege’nin bu muhteşem insanlarını hiç unutmayacağım. Güzel ülkemizin, güzel insanlarının zor zamanlarda ortaya çıkan seferber olan ruhları olmasa depremin yaralarını hiç saramazdık. İyiler ve kötüler hep var olacak…
Ülkeyi ayrıştırarak sürekli kötüleri ve kötülüğü yayan medya organlarının süregelen operasyonları işe yaramıyor ve yaramayacak. Lakin her seferinde bu yumuşak gücün şiddetini daha da artıracaklar. Kötüler vazifesini yapmaya devam edecek, direneceğiz. İyi olacağız. İyi kalacağız.
Milyonlarca kitabın, onbinlerce filmin anlatamayacağı bir sahne ve tüm ittifakların ötesinde, geçmeyecek bir keder... Can’ını teslim etmiş kızının elinden tutup, yanından hiç ayrılmayan bir baba. Çaresizce taşları kırmaya çalışan bir adam. Enkazın üstünde yapayalnız çabalayanlar.
Otele döndüm. Dedim bazı ihtiyaçlarımız var ama marketlerde de bulamadım. Otel görevlisi, belediyenin ek binasında tüm halkın depremzedeler için seferber olup sosyal market açtığını, orada bulabileceğimi söyledi. Meğer normal marketlerdeki birçok şeyi satın alıp oraya koymuşlar.
orada gönüllü çalışan emekli bir teyze, bir poşet uzattı ve “yanınızda bunlar olmayabilir, bunu yaşlı anacığınıza götürün, bizlere de dua etsin” dedi. Poşeti açıp baktığımda, içinde ipek seccade, tespih ve Kur’an-ı Kerim olduğunu fark ettim… Çok duygulanmıştım.
Sonra tarif edilen yere gittim. Ekseriyeti halktan olan onlarca kişi her türlü ihtiyacı gidermek üzere kurdukları sosyal markette depremzedeleri bekliyordu. Kapıda karşılayıp, evvela geçmiş olsun dileklerini sundular ve tanıştık. Sonra nelere ihtiyacım olduğunu sordular…
İranlı yönetmen Majid Majidi, Türk kanallarındaki dizilerin; Türk halkına, kültürüne, geleneğine, tarihine büyük bir ihanet olduğunu ve bu dizilerin çok güçlü bir tarihe, geleneğe sahip Türk karakterini çökerteceğinden endişelendiğini arz etti… TRT 2’de az evvel söyledi…
Mahcubiyetle söyledim ve hemen yardımcı oldular. Başka kimler varsa onların da ihtiyacı için eşyalar alabileceğimi söylediler. Tek tek benimle otelde kalanların yaşlarını ve hâllerini sordular. Teşekkür ettim. Yaşlı annem de bizimleydi. Tam şükranla oradan ayrılırken,
Gaziantep’te her mahallede en az iki pide fırını olmasına rağmen neden ekmek yok biliyor musunuz? Gastronomi şehri ayağına, sterillik (!) adı altında son yıllarda zorla, fırınları odun ateşinden doğalgazlı fırın sistemine geçirtmişlerdi. Doğalgaz da kesilince ekmek yapılamadı…
Ayrıca yazmam icab etti. Oteli soranlar oluyor. Monottoman Otel. Sahibi Hilmi Bey’e ve değerli eşi hanımefendiye ve personeline çok teşekkür ediyorum bir kez daha. Başka bir yakınım ve ailesi de Maison d’Azur adlı otelde kaldı. O ailede kanser hastası vardı. Hemen her gün otele
sağlık personelleri geldi, tedavisiyle ilgilenildi ve gerekli ilaçları vs. sağladılar. Biz günler sonra sadece İzmir uçağında yer bulabildiğimiz için oraya gittik. Havalimanında iki ağır hastamızla bekledik. İstanbul uçağında yer olsa oraya gidecektik. Yani keyften gitmedik.